HANİ BUNUN İLK SAHİBİ

Türk milleti yüzlerce yıldır konar göçer yaşamdan yerleşik hayata geçme sancısı yaşıyor. Belki de dünya tarihinde bu kadar geniş bir coğrafyada yaşayıp medeniyetler kuran başka bir kavim yoktur. Anadolu’ya, dolayısıyla Niğde'ye gelişimizin üzerinden Karamanlı Hıristiyan Türkleri de sayarsak 1200 yılı geçmiş. Bu süre zarfında nice savaşlar, nice mücadeleler vermişiz. Gittiğimiz her yeri vatan toprağı sayıp icabında uğrunda canımızı feda etmişiz.

Niğde bir Türk yurdu olarak milletimizin yaylak kışlak geleneğine göre dizayn edilmiş olup şehrin etrafındaki bağlar yüzlerce yıldır yaylak vazifesi görmüştür. Bugün dâhi genlerimizde var olan pastoral duygular köpürmekte, dağlara, yaylalara özlem içimizi sarmakta, doğanın çağrısını yüreğimizde hissetmekteyiz.

Bu minvalde nâçizane bir Kayardı okuması yapmak ve bu güzel mekânla ilgili görüşlerimizi sizlerle paylaşmak istedik.

Bir vakitler pek itibar edilmeyen bağlar bahçeler ihya edilip viran olan haneler el değiştirirken, Kayaardı’nın yeni sakinleri, yıllardır arzu ettikleri yaşam tarzına nihayet kavuştular. Ancak bağ hayatının beraberinde getirdiği sorunlar ve sorumluluklarla da yüzleştiler. Hele yaz kış oturulacaksa, daha başka detayları hesaba katmayı öğrenip her türlü hava şartına, doğa olayına göre tedbir almaya başlayıp tabiatla iç içe yaşamanın tadına varırken nice tecrübeler kazandılar.

Kendi işini kendi görmeyi, mevsimine göre yapılması gereken ziraî faaliyetleri; bağ budamayı, aşı yapmayı, gedele yatırmayı, dut silkelemeyi, ceviz çırpmayı, Mayıs geyis gecesini, Gündönümünü, Cemre düşmesini, Mart dokuzunun dokuzunu, Avril beşi, Ferfene’yi, komşu ziyaretlerinde, akşam oturmalarında sazak çekmesin diye hırka veya çeket giymeyi, Mirav’ın görev tanımını, Manas’ın sadece bir destan değil Mayıs Böceği de denilen zararlı bir kurt olduğunu, uyku saatinde işitilen tıkırtıların çatıda gezintiye çıkan Gelinciklerden geldiğini, bu sevimli kemirgenlere yörede “Mal Gelini” dendiğini, gece öten çalı bülbülünü, tavan arasındaki sıvacı kuşu yuvalarını, hatmi çiçeğini, akşamsefasını, reçellik çandır gülleri ve Kayardı vadisine dair daha nice ayrıntıyı öğrendiler.

Yeni nesil Kayaardı sakinlerinin; önceki dönemlerde ise Kayardı Vadisini kurumaktan kurtaran bir Gökgöl Göleti olduğunu, Cumhuriyet’in ikinci barajı ünvanına sahip 1941 yılında inşası tamamlanan Gebere Barajı fikrinin de ilk defa Meclisi Mebusan üyesi Muhiddin Efendi tarafından 1916 senesinde Talat Paşa’ya arz edildiğini,

Milli Mücâdele yıllarında eşrafın bağlarında oturak âlemi görüntüsü verilerek yapılan gizli toplantıları ve alınan kararları,

Paşa Bağında yetişen Misket elmasının, mebus Faik Soylu tarafından Çankaya Köşkü’ne; önce Atatürk sonra da İsmet İnönü’ye düzenli olarak gönderildiğini,

Bu vadiden Emin Elmacı, Tahsin Kitapçı gibi elmacılığı üst seviyeye taşıyan girişimcilerin gelip geçtiğini, Niğde elmasının Ortadoğu ülkelerine ihraç edildiğini de bilmelidirler.

Ağaların beylerin yer sofralarında oturup kentin kaderine dâir önemli kararlar aldığı Paşabağ çayırları günümüzde; “Gezen Tavuk” istasyonu olarak hizmet verse de eski günlerin ihtişamından pek bir şey kaybetmedi. Bağ evi ile kadim elma ağaçları aynen korunuyor.

Kayardı’nın son yüz yılını, onar yıllık dönemler halinde kabaca incelersek:

Milli Mücadele Dönemi; Şehir eşrafı ekseriyetle Paşa Bağı veya Abidin Efendinin ( Bayhan) bağında toplanırken, Kayardı yolundaki Mabudu Kelerinde Müftü Afşar Efendi halka hitap ederdi. Niğde’nin ağaları beyleri bu dönemde toplanıp yek vücut olurken Niğde için de önemli siyasi kararlar aldılar.

Oturak âlemi dönemi: Vatan kurtulduktan sonra oturak âlemlerine, kalınan yerden devam edildi. Şehrin yegâne eğlencesi bu idi. Bu meclislerin; Yüzbaşı zade Ali Bey, Hulus Dayı, Hınısın Hüseyin, Kelikçi Hacı Emin gibi efsane müdavimleri vardı. Bu eğlencelerin âdabı ve kuralları olup yıllar içinde kurumsallaşmıştı. 1950’lerde şehirde tek tük gazinolar açılmaya başlayınca oturak alemlerinin hızı kesildi, bir müddet sonra hepten unutuldu.

Coşkun Memet Dönemi: Bir dönem, mapushane kaçkını Coşkun Memet adını kullanarak Niğdeli zenginlere musallat olup isimsiz tehdit mektupları gönderen, şantaj yapmaya çalışan bir çete türemişti. Bu yüzden 1948-50’lerin yaz aylarında bağlara kimse taşınmadı. Kayardı sakinlerinin kahır ekseriyetinin ayağı eşkıya korkusuyla bağdan bahçeden kesildi. Bu duruma en çok bağ hayatının yükünü çeken kadınlar sevindi.

Altın Yıllar: 1950-1970 arası dönem. Şehir evlerinin Çukurovalı yaylacılara sezonluk kiraya verilmesiyle yaz başında at arabalarıyla Kayardı’na taşınılıp güze kadar bağın bahçenin sefasının sürülmesi dönemi. Günümüzde sosyal medyada anılarını yazıp o günlere özlem duyanlar o dönemin çocuklarıdır.

Bağın bahçenin viran olduğu dönem: Bağların, ıssızlığa terkedildiği dönem. 12 Eylül öncesinin huzursuz ortamında bağlara taşınmanın sona ermesi. Kayaardı’nın ıssızlık dönemi. Sadece ilâç atmaya, elma bozmaya günübirlik gidilmeye başlanması. İnsan nefesinin temas etmediği taş binaların viran yurda konan baykuşlara ev sahipliği yapması. Avare münzevilerle, şarapçıların bazı ıssız evleri mesken tutması.

Gülgün ve Yaşar Germiyanoğlu dönemi: 1982’de dişçi Yaşar beyin emekli olup yaz kış Kayardı’nda oturmaya başlamasıyla bağ hayatının kıymetinin anlaşılması. İstanbullu bir Albay kızı olan Gülgün hanımın süt sağıp salça-bekmez kaynatması Niğdeli hanımlara güzel örnek olmuş, onların açtığı yolda pastoral yaşam tarzını benimseyen entelektüel bir kitle oluşmuştur. Germiyanoğlu çiftinin hızlı adımlarla arşınladıkları bağ yolları, spor şuuru oluşan nice Kayardı sakininin de yürüyüş yaptığı rotalara dönüşmüştür.

Ayran Şöleni dönemi: Bağın bahçenin işinden gücünden, dut süpürmekten, piknik tüpünde yemek pişirmekten usanan hanımların, şehir evinde altın günü yapmayı tercih edip bağlara gelmemeleri üzerine erkek erkeğe muhabbet döneminin II. Fazının başlaması.

Osman Üçer, Osman Kabaksız, Okyay Erdem, Ayı Erdal, Argun Süel âlemleri. Evde halının ucundan tutmayan erkeklerin ayran şöleni öncesinde nefis mezeler, salatalar yapıp, et ağırlıklı görkemli sofralar hazırlayan master şeflere dönüşmesi. Bu durum günümüzde de devam etmektedir.

Ahmet Oğuz Özmen Dönemi: (1989-1999) Kayardı cumalarının canlandırılıp, yürüyüş ve bisiklet yolları yapılması. Tozlu yolların asfaltlanması. Kayardı Vadisi 1997 de III. Derece Doğal Sit Alanı ilân edilmeseydi; çok daha fena tabiat talanı olacak, bağdan bahçeden eser kalmayacaktı. Dar sokaklara kilitli parke döşendi, Kayardın çayı yatağı ıslah edildi. Rahmetli Ayhan Şahenk’in de yaz aylarında babasının bağ evine gelmeye başlamasıyla, Kayardı vadisi ulusal çapta tanınan bir sayfiye haline geldi.

Şehrin sokaklarındaki bulgur sokuları ve binek taşlarının Kayardı’na taşınması dönemi: Derme çatma bağ evlerinin yüksek duvarlı fantastik villalara dönüşmeye başlaması, kadim elma ağaçlarının sökülüp çim alanların genişletilmesini beraberinde getirdi. Eskiden Kayardı’nda kimi evlerin pencerelerinde cam bile olmazken şimdilerde Dor nizamı sütunlar, antik taş eserler peyzajı tamamlar oldu. Bağlar, bahçeler para getiren değil para götüren yerler hâline geldi. Bağ keyfinin ciddi bir maliyeti olduğu muhakkak...

Küresel salgın dönemi- II. Altın Çağ: Bağın bağçenin kıymeti anlaşılıp ihya edilirken 1 dönüm yere 1 milyon TL istenir oldu. Küresel salgından korunmak için uygulanan sosyal izolasyondan kaçan şanslı kitle açık havada nefes almanın keyfi ve ayrıcalığını yaşadı. Villa tarzında bahçeli evler 3-5 kat pirim yaptı. Başta Kayardı bağları olmak üzere, Tepebağları, Yeşilburç, Eskigümüş, Sazala, Kemerhisar, Bahçeli, Gurdunus ve Hançerli’nin yıldızı parladı.

Bir sonraki faz ise doğalgaz dönemi olacaktır. Kayardı’ndaki bahçeli ev fiyatları daha da uçacaktır. Pek yakında vadinin yaz kış oturulacak bir mahalle olması kaçınılmazdır.

Kayardı Vadisi, Niğdemizin boynuna takılmış yakut gerdanlığıdır. Buranın kıymetini bilmek esasında vatan sevgimizin de bir ölçütü olacaktır.

Son Söz: Facia niteliğindeki Tünel Projesinin iptali Kayardı için isabetli, bir o kadar da hayati karardır.