Tarihin Sıfır Noktasından Melendiz’e Uzanan Serüven

Gazetemiz muhabiri Fatma Tan’ın Niğde ile ilgili röportajlarının bu haftaki konuğu bir Niğde sevdalısı olan Azatlılı Arkeolog Mustafa Eryaman oldu. Mustafa Eryaman ile bir arkeoloğun gözünden Azatlı, Niğde ve Niğde’nin tarihini farklı bir anlatımla bu söyleşide bulacaksınız ve siz okuyucularımız ilginç bilgiler edineceksiniz.  İşte o röportaj…

F. Tan: Merhaba Mustafa Eryaman kimdir? Okuyucularımıza kendinizi tanıtır mısınız? 

M. Eryaman: Merhabalar, Niğde ili, Çiftlik ilçesi, Azatlı kasabasındanım. Çiftlik Divarlı’da doğmuşum. İlkokulu Çiftlik-Şeyhler köyünde okuduktan sonra Niğde’de ortaokul ve liseyi okudum. Üniversiteyi ise Erzurum Atatürk Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Arkeoloji bölümünde okudum. Niğde Müzesi’nde Arkeolog olarak görev yapmaktayım.

F. Tan: Çiftlik ilçesinde doğup büyümüş birisiniz ve aynı zamanda bir arkeologsunuz bize kendi memleketinizi vatandaş ve Arkeolog Mustafa Eryaman gözüyle anlatır mısınız?

M. Eryaman: Doğup büyüdüğüm ve kısmen eğitim aldığım ve bir parçası olduğum Melendiz bölgesini tabiatıyla Çiftlik ilçesini ve köylerini çok seviyor ve önemsiyorum. Melendiz bölgesi, doğal güzellikleri yanında tarihi ve kültürel çeşitliliği ve zenginliği ile adından dönem dönem sıkça söz ettirmektedir. M.Ö. 15 binli yılların Anadolu’suna bakıldığında coğrafya genelinin son buzul çağı olarak adlandırılan buzul tabakası ile kaplı olduğunu görürüz. M.Ö. 13-12 binlerde buzulun güneyden kuzeye doğru hızla eridiğini görmekteyiz. Buzul tabakasının erimesiyle birlikte Anadolu’ya ılıman bir iklim hâkim oluyor. Bu köklü değişim beraberinde göller, akarsular, bolca sulak alanlar ve bereketli otlakların oluşmasını sağlıyor. Tabiatıyla Anadolu’nun güneyinden Anadolu içlerine hayvan (büyük göç)  göçü başlıyor.  Hayvanların peşinden ise dönemin avcı toplayıcı insan gurupları geliyor. Bu büyük göç dönemlerine ait bilinen ve yakın dönemde keşfedilen Göbeklitepe hepimizin malumudur. Göbeklitepe kült merkezini kuran Avcı toplayıcıların torunları Neolitik dönem Anadolu’sunda onlarca köyü kurarlar. Neolitik dönem merkezlerine bakıldığında kuruldukları yerlerin ya sulak alanlara, akarsulara veya doğal su kaynaklarına yakın olduklarını görürüz.

Çiftlik ilçesi merkezli Melendiz Ovası 12 binli yıllarda göldür. Hasandağı’nında aktif olduğu M.Ö. 12 binlerden sonra Melendiz Gölü, ovanın batısından yol bulduğu ve akarak bugünkü Ihlara Vadisi’nin son şeklini almasını da sağlar. Hızla boşalan göl yatağı M.Ö. 8 binli yıllarda sulak bir ova halini alır. Bu dönemlerde ova daha önceden güneyden gelen hayvanların yaşam alanı olur. Yine Melendiz Nehrinde balıklarda vardır. Göbeklitepe’nin torunları bu bereketli ovayı keşfederler ve M.Ö. 8 binli yıllarda Çiftlik-Tepecik Höyüğünü kurarlar. Melendiz Bölgesi artık medeniyetler açısından cazip bir hal alır ve sırasıyla Kalkolitik, Tunç Çağı, Demir Çağı ki bu çağa ait bölgenin en büyük Hitit kenti olan ve Melendiz’in bir parçası konumundaki Göllüdağ Hitit şehri kurulur. Sönmüş Volkanik bir dağ olan Göllüdağ’ın Hititlerce kent yeri seçilmesi, dağın gerek Melendiz Ovası’na gerekse Misli Ovası’na dolayısıyla topyekün Niğde’ye hâkim bir konumda olmasıyla da ilişkilendirilebilir. Melendiz Bölgesi, Hellenistik dönem ve Roma döneminde de cazip bir yerdir. Roma dönemi akropolü olan Asmasız Kalesi ve Roma dönemi nekropolü olan Bozköy ve Sultanpınarı Kalesi önemli örnekler arasındadır. Bizans döneminde ise ova “üçyüzyıl savaşları”na ev sahipliği yapar. Din biliminin önemli bir odak noktası haline gelen bölge de Caesarea’lı Büyük Basileios, Nazianzos’lu Gregorios ve Nyssa (Nenezi)’lı Gregorios gibi ünlü din adamları yetişerek gerek yazılarıyla, gerekse vaizleriyle Melendiz’de etkili olurlar. Melendiz Ovası (Çiftlik) baba Gregorios’un malikhanesidir aynı zamanda ve Baba Gregorios’un mezarı da yine Melendiz Ovasındadır. Bizans kültürüne dair zengin örnekleri bünyesinde barındıran Melendiz’de Şeyhler Sülen, Çardak Susandı, Sultanpınarı Finos, Azatlı Ören ve Bozköy Ülke Deresi yeraltı şehirleri örnekler arasındadır. Türk-İslam dönemlerine ait eserlerin başında ise Camiler, Mektep binaları, mezarlıklar,  türbeler,  camiler, çeşmeler, köprüler, su kuyuları-sarnıçlar ve su değirmenleri önemli kültürel değerlerdir diyebilirim.

F. Tan: Çiftlik ilçesi uzaktan biraz sahipsiz kalmış unutulmaya yüz tutmuş bir yer gibi görünüyor. Bu durum haliyle Çiftlik ilçesinin sosyo-ekonomik yaşamını da etkiliyor. Bu talihsiz döngüyü Çiftlik nasıl değiştirebilir?

M.Eryaman: Doğru. Melendiz’de çocukluğumda daha uç noktada hissedilen sosyo-ekonomik yapının zamanla kısmen iyileşmeye evrildiğini söylemek mümkün. Çocukluğumda eğitim ve öğretim olanakları yok denecek kadar azdı. Günümüzde eğitim şartları ve olanakları oldukça gelişmiş durumdadır. Bu gelişim okur-yazarlık oranında artışı da beraberinde getirmiş Çiftlik ilçesi ve ilçeye bağlı kasaba ve köylerden yetişen bilim ve ilim adamlarının çıkmasını sağlamıştır. Ova esasında bereketli bir yapıdadır. Lakin hızlı nüfus artışına artık cevap verememektedir. Tarım ve hayvancılık temelli üretimin bölgedeki yöre insanının ihtiyaçlarını karşılayamaz hâldedir. Bu durum Melendiz’de geçmişten bugüne büyük şehirlere göçü veya Rusya gibi ülkelere giderek çalışmayı zaruri kıldığını söyleyebiliriz. Sosyo-ekonomik yönden gelişmesine yönelik olarak bölgeye tarımsal yelpazeli fabrikaların kurulması sağlanabilir. Yine Melendiz Ketençimeni Yaylası’na kurulan kayak merkezi gibi ekolojik, yayla veya kültür turizmine yönelik yatırımlar yapılabilir diye düşünmekteyim. Melendiz’in sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel açıdan iyileştirilmesi yönünde Çiftlik ilçesinin genç belediye başkanı Serkan Güzel’in çaba ve gayretleri takdire şayandır. Çiftlik ilçesini dolayısıyla Melendiz’i gündemde tutma ve öncü rol oynamasında değerli başkanımızı buradan da kutlamak istiyorum.  

F. Tan: Niğde ve Niğde dışında yaşayanların Çiftlik ilçesini mutlaka görmeli dedirtecek neler var Çiftlik ilçesinde bizimle paylaşır mısınız?

M.Eryaman: Yukarıda da belirttiğim üzere özellikle Neolitik dönem Çiftlik-Tepecik Höyüğü, Göllüdağ Hitit Harabelerini, Nargölü’nü Hıristiyanlık dönemi Bozköy Ülke Deresi Yeraltı şehri, Şeyhler Köyü Sülen Yeraltı şehri, Çardak Köyü, Susandı Yeraltı şehri ve Ihlara Vadisi’nin başlangıcı da olan Çardak Vadisi ve Meşelik ormanlık alanları, Sultanpınarı ve Azatlı ortaçağ köy dokusu, cadı pınarı ile yeraltı şehirleri, Kitreli şifayap’ı olan Kükürt Deresi Kükürt Gölü, Mahmutlu Köyü Kalesi ve Bizans dönemi kaya sathı yerleşim alanları, Kitreli Köyü Meşe Ormanları, Asmasız Mahallesi Roma dönemi Akropolü gibi tarihi ve turistik yerlerini önerebilirim. Ayrıca Çiftlik ilçesi, Azatlı kasabası, Bozköy kasabasında yayla etleriyle yapılan yemeklerin tadılması, Ovalıbağ ve Çardak köylerinde yetiştirilen kazların eti ve yumurtası oldukça meşhurdur. Mahmutlu Köyü’nde Roma döneminden kalma üzüm bahçelerinde yetişen üzümler, yine doğal gübrelerle yetiştirilen Melendiz patatesi de ülke sathında tercih edilen ürünlerdendir. Yayla ve ekolojik turizm açısından oldukça zengin olan bu bölgenin görülmemesi ve doğal su kaynaklarının tadılmamasının büyük bir eksiklik olacağını düşünmekteyim.

F. Tan: Melendiz ve Hasandağ ile Melendiz çayının arasında kalan Melendiz (Çiftlik) insanının bu sert iklimden etkilendiği varsayılır doğanın insan kişiliğine etkisi var mıdır?

M. Eryaman: Elbette vardır. "Coğrafya Kaderdir" sözüne iklimi de ekleyebiliriz. Coğrafya ve iklimin insan üzerindeki etkileri bilimsel olarak kanıtlandığını görmekteyiz. Melendiz Ovasını üniversiteyi okuduğum şehir olan Erzurum’a çok benzetirim. Yükseltileri yanında coğrafi oluşumlarıyla da büyük benzerlik gösterir her iki bölge. Melendiz bölgesinin ikliminin yöre insanına etkisini gözlemleyebiliriz. Melendiz insanı sert yapıda olduğu bilinen bir gerçektir. Bu sertliği açacak olursak genel olarak sertliğin; haksızlığa, hukuksuzluğa, adaletsizliğe yönelik olduğunu görürüz. Melendiz insanı özde oldukça sıcakkanlıdır. Garip ve gurebanın destekçisidir. Yolda kalmışların sığınacağı güvenli ve sıcak yuvadır. Çocukluğum Melendiz’in farklı köylerinde geçmiştir. Çocukken sık sık evimize veya akrabalarımızın evlerine yabancı turistler gelir ve geceyi o evlerde geçirirlerdi. Özellikle Ürgüp, Göreme ve Ihlara’ya gelen yabancı turistler o dönemlerde güvenli buldukları yer olan Melendiz’deki köylere gelip bu köylerdeki herhangi bir evde yatarlar sabahları ise menzillerine hareket ederlerdi. Evlerde sadece yatılıya kalmazlar kültürel alışverişe de katkı sağlarlardı. Bu minvalde çocukluğuma dair tek olan büyük aile fotoğrafımızı da dedemlerde yatılıya kalan bir Alman çifte borçluyuz. 

F. Tan: Her bölgenin yetiştirdiği değerli insanlar vardır. Çiftlik ilçesinin tanınan sanatçıları, şairleri yazarlarını bizimle paylaşabilir misiniz?

M. Eryaman: Elbette bu sorunun cevabı birkaç cümleye sığmayacaktır. Her bir insanı Eşref-i Mahlukat çerçevesinden ele aldığımızda Çiftlik ilçesi özelinde ve Melendiz genelindeki bütün insanları değerli çerçevesinde sıralamamız gerekir. Eğitime öncelik verilen Melendiz’de ün yapmış akademisyenler, öğretmenler, doktorlar, tarihçiler, iş insanları oldukça fazladır. Niğdelilerin yakinen tanıdığı Azatlı’lı Merhum Avukat Derviş Şahiner, yerel söz ve saz sanatçıları olarak Niğdeli Recep ismiyle ün yapan ve “Canım Melendiz” şiiriyle de öne çıkan Niğde Tepeköy’de çekilen Yeşilçam Filminde de şarkı söyleyen ozan Finas’lı Recep Kahraman’dır. Yine mahalli sanatçılardan Hıdır Dündar, İsmail ve oğlu Recep Kaçmaz, Hürrem Aytekin, Habib Ünlü ilk akla gelenlerdir. Akademisyen, Edebiyatçı-şair Fatih Budak, şair Cumali Çevik, edebiyat alanında ise öykücü Murat Soyak meşhur sanatçılardandır.

F. Tan: Corona günleri sizleri ve Çiftlik halkını nasıl etkiledi?

M.Eryaman: Bir yıl öncesinde çıkan ve dünyayı etkisi altına alan Coronavirüs ile ilgili önlemler dünya genelinde olduğu gibi bizlerinde bilindik yaşamlarımızı değiştirmiş durumdadır. Virüse karşı alınan önlemler ülkemizde ve ilimizde oldukça başarılı sonuçlar vermiştir. Ev merkezli bir yaşamın oluşması elbette can sıkıcıdır. Bu süreçlerde bende evde kalmayı tercih ettim. Evde kalmamı okumaya ve kent kültürüne yönelik yazılar yazma şeklinde avantaja çevirdim diyebilirim. Coronavirüs’ün ülkemize ve milletimize daha fazla zarar vermeden def olmasını yüce Mevla’dan niyaz ederim. Bütün insanlığın tekrardan sağlıklı ve özgürce bir hayat sürmesini isterim.

F. Tan: Pandemi sürecini size kazandırdıkları ve kaybettikleri nelerdir?

M.Eryaman: Pandemiyle birlikte sağlığımızın ne kadar değerli bir nimet olduğunu derinden hissettim. Dolayısıyla kişisel temizliğin önemini ve sosyal mesafenin gerekliliği yanında ihlalinin ise can alıcı olabileceğini görmüş oldum. Pandemi süreci eskisi kadar hoyratça ve özentisizce yaşanılmayacağını bana hatırlattı. Pandeminin kazandırttıkları ise sevdiklerimi daha çok görmemi, önemsememi ve sahiplenmemi, var olan ve sahip olduğum her şeye sonsuz şükretmeyi, beslenmenin, vücut direncinin, hijyenin önemi gibi hususların ciddiyetini kavrattı. Sağlık çalışanlarının değerini ve önemini, anın ve zamanın değerini,  üretmenin ise ötelenmeyeceğini derinden hissettirdi diyebilirim.

F. Tan: Çiftlik ilçesi sınırlarında bulunan Narlıgöl’ü sizden dinlemek isteriz. Muhteşem bir tarihi ve sağlık turizmine ev sahipliği yapacak bir bölgenin bu kadar atıl kalmasının sebebi nedir sizce? Burayla ilgili bir Çiftlikli olarak neler önerirsiniz?

M.Eryaman: Bölgemiz Kapadokya genelinde ve Niğde özelinde çokça sönmüş volkanik dağlar bulunduruyor. Bu dağlar tabiyatıyla Kapadokya’nın eşsiz doğasını oluşturan ana unsurlardır. Göl bakımından zengin olan Niğde’de; Bolkar ve Aladağlar’da son buzul çağından günümüze ulaşan buzul göllerin yanında sönmüş volkanik dağlarda oluşan yine son buzul çağı ve sonrasından günümüze ulaşan volkanik karakterli gölleri de görebilmekteyiz. Volkanik yapıdaki göllerden ikisi Melendiz Dağları’ndadır. İlki Bozköy kasabasına bağlı Göllüdağ’dır. Dağ ismini volkan konisindeki krater gölünden almaktadır. İkinci gölümüz ise Nar Gölü’dür. Göllüdağ gibi Melendizin bünyesindeki Nar Gölü, ismini de aldığı Niğde Merkeze bağlı olan Nar Köyü sınırları içindedir. Gölün hemen çevresinde jeolojik ve kültürel değerlere ait öğeler zengin yapıdadır. Bu zengin yapısından dolayı göl ve çevresi Niğde Müzesi müdürlüğünce arkeolojik ve doğal sit alanı olarak ilan edilerek tescili yapılmıştır. Bünyesinde tarih öncesi dönemlere ait obsidiyen işlikleri yanı sıra volkanik karakterli peribacaları oluşumlarının içleri oyularak Hristiyanlarca şapeller ve inzivahaneler inşa edilmiştir. Nar Gölü olarak bilinen bu eşsiz göl ile çevresindeki tarihi ve jeolojik değerler Niğde Valiliği dolayısıyla Niğde İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü uhdesindedir. Günümüzde komşu illerin Nar Gölü ile ilgili proje geliştirdiklerini görünce üzüldüğümü belirtmek isterim. Bize ait olan Nar Gölü’nün ve Göllüdağ’ın ekolojik ve kültürel merkezli projelerle ivedilikle değerlendirilmesinin gerekliliğine inanmaktayım. 

F. Tan: Size bir Niğdeli olarak Niğde’yi anlat deseler Niğde’yi nasıl anlatırsınız?

M.Eryaman: Bu soruya cevap verilirken Niğde’ye komşu olan illeri de süzgeçten geçirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Komşu olan illerin çoğunda Niğde’deki tarih öncesi dönemlerin görüldüğü merkezleri göremiyoruz. Bu manada abartısız olarak Niğde tarih öncesi dönemlerden günümüze kadar kesintisiz tarihi bir kronolojiye sahiptir diyebilirim. Paleolitik dönemler ile Neolitik ve Kalkolitik dönemlerin en hayati ve zaruri eşyası olan obsidiyen aletlerin rezervinin ve işliklerinin Melendiz Göllüdağ ve çevresi olduğunu düşündüğümüzde İnsanoğlunun varlığını devam ettirmede Niğde’nin dolayısıyla Melendiz’in hayati bir rol üstlendiğini söylemek mümkündür. Niğde coğrafyası olmasaydı güney Anadolu ile iç ve Kuzey Anadolu asla buluşamazlardı. Askeri, siyasi, sosyal ve kültürel iletişim olamazdı. Dolayısıyla mirasçıları olduğumuz kültürel zenginliklerde oluşamazdı. Niğde gerek ticari yolların kesişmesiyle gerekse hem Hıristiyanlık hem de İslam hac yollarını elinde tutmasıyla buradan geçen kültürel zenginliğe ve dini derinliğe de vakıf olmuştur. Kısaca Niğde arkeoloji adına, Türk-İslam tarihi ve kültürü adına, dağcılık, ekolojik ve din turizmi adına çok ama çok kıymetli doneleri hâla gizemli bir şekilde bünyesinde taşımaktadır. Bu manada bizler elimizden geldiğince şehrin bünyesinde taşımakta olduğu gizli kalmış değerleri önce keşfetmeye, sonra tanımlamaya ve yorumlamaya çalışmaktayız.

F. Tan: Çiftlik ilçesinde eskiden var olan bazı örf ve adetler yok oldu gibi, bu örf ve adetlerin yaşatılması yeni nesillere aktarılması ile ilgili neler önerirsiniz? Modern yaşama ve sosyo-ekonomik durum örf ve adetleri tüketiyor tezini nasıl değerlendiriyorsunuz?

M.Eryaman: Her bölgeyi her yöreyi özel hale getiren ana unsurlardan birisi de örf ve adetleridir. Niğde genelinde olduğu gibi Melendiz Bölgesi’nde de Yörük kültürünün egemen olduğunu dolayısıyla oluşan örf ve adetlerinde Yörük kültürü odaklı geliştiğini ifade edebilirim. Modern yaşamla birlikte geleneksel el sanatlarından geleneksel giyim kuşama kadar çoğu örf ve adetlerinde tükenmeye hatta yok olup gittiğine tanıklık ediyoruz. Elbette her bölge her yöre bünyesinde barındırdığı, kültürel değerlerini örf ve adetlerini muhafaza ve gelecek nesillere aktarması gerekliliğine inanıyorum. Bu muhafaza ve geleceğe aktarma yollarından birisi de kent müzeleridir. Elbette kültürün aktarılmasına köprü olacak diğer husus ise ilmi yayınlar ve dijital arşivleme yöntemleridir.  

F. Tan: Hayatınızda sizi çok etkileyen bir anınızı anlatabilir misiniz?

M. Eryaman: Hayatın her anı, hayata, doğaya ve insana dair her şey beni çok etkiliyor diyebilirim.

F. Tan: Yakın zamanda Gaziantep ilinde bir çalışmaya katıldınız ve 36 gün süren bir çalışma gerçekleştiren ekipte yer aldınız. Tarihsel değerlere Gazinatep’in bakışı ile Niğde’nin bakışını karşılaştırabilir misiniz?

M. Eryaman: Doğrudur. Gaziantep’de geçen yaz ayında da bir aylık çalışmada yer aldım. Gaziantep’i gerek yaz ayında gerekse son bulunduğum süreçlerde oluşan her fırsatta gezerek tanımaya ve anlamaya çalıştım. Gaziantep şehrinin zenginliklerini görmek ve hissetmek, sadece şehri gezmekle de mümkün. Kadim şehir, Gaziantep Kalesi ve çevresinde şekillenmiş. Kale ve çevresi açık hava müzesi şeklinde düzenlenmiş. Geçmişe dair her veri açığa çıkartılıp cam örtü sistemleriyle kapatılmış. Cam teraslar üzerinden iç kaleyi ve kale çevresindeki açığa çıkartılan mimarileri rahatlıkla görmemize imkân sağlamaktadır. Kale çevresinde bakırcılık, yemenicilik gibi el sanatları yanında hediyelik eşyalar olağanüstü zenginliktedir.  Ortaçağdan günümüze kadarki sivil mimarilerin sokak dokularıyla bir bütün halinde onarılarak fonksiyonel hale getirildiğini gördüm. Dini yapılarının bir bütün halinde olduğunu günün her saatinde açık olduğunu, akşamları gerek kale gerekse camilerin, türbelerin, han ve hamamların modern tekniklerle aydınlatıldığını gördüm. Gaziantep Belediyesince hayata geçirilen ve geçirilmekte olan müzelerden olan Hamam Müzesinden, Yemek Müzesine, Oyuncak Müzesinden, Fıstık Müzesine, Panorama Müzesinden Şahinbey Milli Mücadele Müzesine, 15 Temmuz Demokrasi Müzesine kadar saymakla bitmeyen kent müzelerini gezmeye çalıştım. Yine Gaziantep Arkeoloji ve Zeugma Mozaik Müzesi ise gerek modern binalarıyla gerekse içerisinde sergilenmekte olan eşsiz eserleriyle beni büyüleyen yerlerden idi. Gaziantep’te öne çıkan bir diğer kültürel husus ise yemekleridir. Unesco tarafından Dünya Gastronomi Merkezi unvanını aldığını duyduğumda hiç şaşırmadım. Tatmış olduğumuz yemekleri ve baklavaları ile bu unvanı hak ettiğini zaten anlıyoruz. Gerek şehircilik anlayışı, gerek müzecilik hususunda çeşitliliğin sağlanması, gerekse tarihi dokuları onararak onlara işlev kazandırması, gerekse Gaziantep mutfağını dünyaya kazandırması hususunda hiç kuşkusuz baş mimarın Gaziantep Belediye Başkanı Fatma Şahin’in olduğunu görüyoruz. Şehircilikte ve şehrin ihyasında belediyelerin önemini ve nelere imza atacağının belki de en güzel örneğini Gaziantep Belediyesi vermektedir diyebilirim. Kısaca suları akan çeşmeleriyle her an içlerine girip manevi havayı soluduğumuz gayri İslamî ve İslamî eserleriyle Gaziantep’i yaşayan ve yaşatılan bir kültür başşehri olarak ifade edebilirim. Huzurlu, refah seviyesi oldukça gelişmiş stresin görülmediği, farklı kültürlerin iç içe ve uyumlu halde yaşadığı büyülü bir şehir şeklinde ifade edebilirim. 

Niğde şehri Hitit döneminde Tabal Krallığına başkentlik, Hellenistik dönemde ise Kapadokya Krallığına başkentlik yapıyor. Niğde’de şehircilik sonradan alınan veya verilen bir unvan olmadığı da ortadadır. Niğde herkesçe dile getirilen zengin tarihi ve kültürünün olduğu gerçeği de ortadadır. Gaziantep ile karşılaştırma yapıldığında maalesef Niğde’nin tarihsel değerlere iyi bakmadığını rahatlıkla görebiliriz. Niğde genelindeki tarihi ve kültürel eserlerin hâli ortadadır. Çoğu eserler harabe haldedir. Bu harap haldeki eserlerin ise çoğu Türk-İslam dönemlerine aittir. Bu eserlerin ivedilikle ihyasının gerekliliğine inanmaktayım. Yine çoğu kilitli olan dini ve kültürel yapıların kapılarının açılmasının fonksiyonel hâle getirilmesini her vatandaş gibi bende istemekteyim. Çevremizde sonradan şehir unvanını alan merkezlere veyahut şehir dahi olmayan ilçelerde bile birden fazla kent müzelerinin olduğuna tanıklık etmekteyiz. Niğde şehrinde de kent müzesinin açılması ve kent kültürüne derin katkılar sunan bu müzelerin sayılarının hızla arttırılmasının zaruri hâl aldığını da belirtmek isterim. Kent kültürüne yönelik ilmi çalışmaların önündeki saçma engellerin kaldırılması, tam tersi bu yönde çalışma yapanların teşvik edilmesi gerektiğine inanıyorum. Ayrıca kent tarihi ve kültürüne kafa yoran gönüllülerin ortak akıllarıyla kent kültürüne ait yazılı ve görsel hafızanın oluşturulmasına yönelik organizasyonların yapılmasına, daha önceki yıllarda hayata geçirilen gelişim planlarının revize edilmesi ve takiplerinin yapılması gibi hususlarda da inisiyatiflerin alınması gerektiğine inanıyorum.

F. Tan: Niğde’nin 2003 yılında Avrupa’da yılın müzesi olmaya aday gösterilmiş çok değerli bir müzesi var ama hak ettiği değeri göremiyor gibi, son bir yıldır dünyayı sarsan covid 19 salgını da bu durumu daha etkiledi. Bu ilgisizliği nasıl değiştirebilir Niğde? Başka şehirlerde müzelere muhteşem ilgi var bunu nasıl başarıyorlar?

M. Eryaman: Doğrudur. 2003 yılından günümüze kadar 18 yıl geçmiş. Türkiye Müzeciliğinde 18 yılda çok şeyler değişti. Özellikle son 20 yılda yapılan modern müze binalarını gördüğümüzde Niğde Müzesinin hak ettiği değeri görmüyor mu? Sorusunun da kısmen cevabını bulabiliriz. Niğde’de tarih ve kültür sever arkadaşlarla karşılaştığımda bana çocukken müzeye geldiğini, çocukken gördüğü teşhirin hala aynı olduğunu söylerler. Dolayısıyla tekrardan müzeye gelip gezmenin gereksiz ve manasız olduğunu ima etmektedirler. Eğer siz bir şehri kuruluşundan beri aynı teşhirin olduğu bir müze ile sınırlandırırsanız elbette o müze ilgisiz kalacaktır. Gaziantep Müzelerini örneklendirecek olursam Zeugma Mozaik Müzesinin modern bir yapı da ve çağa uygun sergilemelerinin ve teşhirlerinin olduğunu görürüz. Bir aylık süre zarfında Zeugma Müzesinde iki adet geçici sergi organizasyonunun olduğunu gördüm. Bu geçici sergileme sayesinde bolca haberler yapıldı, sergi katalogları hazırlandı, seçkin davetçiler getirtildi ve sergi süresi uzun tutularak ziyaretçilerin müzeye gelmeleri sağlandı. Müzelerde ziyaretçilerin artırılmasında yeni teşhirlerin hayata geçirilmesi, yılda en az iki kez geçici sergilemelerin yapılması, deneysel arkeoloji dediğimiz projeler gibi insan odaklı projelere yer verilmesiyle müzelere ilginin çoğalarak artacağını düşünüyorum.

F. Tan: Niğde’de birçok yerde yapılan kazılar vardı. Mesela Kemerhisar, Bahçeli, Altunhisar, Çiftlik ve Ulukışla bölgelerinde ama bu kazı çalışmaları durdu. Bu konuda bir bilginiz var mı?

M. Eryaman: Malumunuz üzere coronavirüs salgını her şeyde olduğu gibi bilimsel arkeolojik çalışmalarda da olumsuz etkisini gösterdi. Günümüzde Kemerhisar Tyana antik kenti bilimsel kazıları Aksaray Üniversitesi’nden Doç. Dr. Osman Doğanay hocanın bilimsel başkanlığında devam etmektedir. Bahçeli-Köşk Höyüğü ise tamamen ortaya çıkartıldığından bilimsel kazıları yıllar öncesinde son buldu. Altunhisar İlçesi, Kınık Höyüğü Prof. Dr. Lorenso D’Alfonso’nun bilimsel başkanlığında devam etmektedir. Ulukışla Porsuk Höyüğü ise Prof. Beyer’in emekli olmasından dolayı yerine öğrencisi Claire Barat’ın bilimsel başkanlığında devam etmektedir. Melendiz Çiftlik-Tepecik Höyüğü kazısı Doç. Dr. Erhan Bıçakçı’nın bilimsel başkanlığında devam etmektedir. Yine Kayırlı köyü Değirmenyolu kazısı ise Doç. Dr. Semra Balcı’nın bilimsel başkanlığında devam etmektedir.

F. Tan: Niğdelilere bir Niğde ve Melendiz sevdalısı olarak neler söylemek istersiniz?

M.Eryaman: Niğde gerek merkeziyle gerekse birbirinden zengin ve farklı ilçeleriyle keşfedilmeyi bekleyen güzellikleri bünyesinde taşımaktadır. Gerek Niğde’de yaşamakta olan gerekse Niğde dışında yaşamakta olan hemşehrilerimin öncelikle Niğde’yi tanımalarını, ilçelerine, kasaba ve köylerine giderek oradaki kültürel yapıları yerinde görmeleri, dağlarını, ovalarını gezmelerini çok isterim. Niğde insanının bir bölümünde egemen olan “Bundan-buradan bişey olmaz” gibi öğrenilmiş çaresizlik düşüncelerinden sıyrılmalarını önce yaşadıkları yöreyi sevmeyi, tanımayı, gezmeyi ve öğrenmeyi istemelerini isterim. Ulaşılamayan yer senin değildir. O halde ulaşmak görmek ve bilmek için mutlaka yöremizi gezmeliyiz tanımalıyız diyorum. Teşekkür ederim.




 

Daha Fazla Haber